Y Kuşağı’nın kaderi

1946-1964 yılları arasında doğan ve “çocuk doğum yoğunluğunda” yetişmiş kuşak olarak tanımlayabiliriz. 1965- 1976 yılları arasında doğan” X Kuşağı” olarak, 1977- 1998 yılları arasında doğanları ise “Y Kuşağı” olarak adlandırılıyor. Buradaki farklılık, çocuk doğum yoğunluğu dönemi kuşağı ile X ve Y kuşakları arasındadır. Ama, Y kuşağının istek ve talepleri X kuşağın istek ve taleplerinden ciddi şekilde ayrışmıştır.Günümüzde, Y Kuşağı toplam iş gücünün %30’unu oluşturuyor. Bu kuşağın en belirgin özelliği, sosyal iletişim ağlarını ve teknolojiyi çok kuvveti kullanmalarından dolayı küresel ortak özelliklere sahip olmaları. Çalışma hayatlarındaki beklentiler, yaşamdaki öncelikleri paranın çok önündedir.Sevgili Seçil Sökmen’in “Yönetim Katı” kitabındaki Y Kuşağı’nın temel özelliklerine bakmakta yarar var.“Y jenerasyonu bilgiyi ve medyayı önceki kuşaklara göre daha fazla kullanır ve tüketir. Yaşam ve eğitim konusunda “besleyici” davranışlar gösteren, kendi kararlarını verme özgürlüğü tanıyan destekleyici ebeveynlere sahipler. Genelde iyimser ve coşkuya sahiptirler, yüksek özgüven ve beklentileri var. Sahip oldukları ve yaptıkları şeyleri kendileri kontrol edip sorumluluk almak istiyorlar.Farklı kültür kökenlerinden gelen insanlarla beraber olma ve çalışma konusunda rahattırlar. Açık fikirliler, yeni ve zorlayıcı fikirleri uygulama konusunda istekliler. Y jenerasyonu çevre ve sosyal sorumluluk konusunda duyarlı, sosyal yardım kampanyalarında katılma ve dünyayı iyileştirme konusunda istekli. Dünyayı mutlu, daha iyi ve olumlu bir yer haline getirmek istiyorlar. Önceki nesillere göre otoriteye ve hiyerarşiye az inanıyorlar. İyi bir lidere ihtiyaçları var. Bununla berber özerklik, esneklik ve nasıl çalışacaklarına kendi karar vermek istiyorlar. İş dünyasındaki hayata önem veriyorlar. İş yerlerinde esnek çalışma ve ücretli ara izinlere ve yan hakları önemsiyorlar. Eğitim ve gelişmeye önem veriyorlar. Bilgi ve becerilerini geliştirecek iş verene daha sadık oluyorlar.Diğerlerinin geri bildirim vermelerine ihtiyaç duyuyorlar. Geri bildirimlerin samimi, dürüst ve arkadaşça olmasını istiyorlar. Yöneticilerin ve organizasyon çalışanlarının kendilerine değer vermelerini, önemsemelerini ve tanımalarını seviyorlar. Y jenerasyon adil bir maaş ve ödüllerin yanı sıra, yüksek kaliteli bir takımda çalışmaya önem veriyor.”Y jenerasyonun bu özelliklerini belirtikten sonra, onları yönetme kurgusunun nasıl olması gerektiği üzerine kafa yormak gerek. Birincisi; onların istek ve taleplerini ön planda tutacak bir yapının oluşması ki zaman buna yönelmeyi ihtiyaç haline getirebilir.İkincisi; tutucu bir anlayıştır ve bu jenerasyonun disiplin yapısına uyması gerektiğidir. Ki, ortaya çıkacak çatışmanın diyaloğu ve asgari müştereklerde anlaşmayı yok edeceği bir ortamın ortaya çıkması ciddi tehlikedir.Bizim toplumsal dizaynımıza baktığımız zaman, çalışma koşullarının içeriklerine baktığımız zaman, devletten başlayarak aile içindeki disiplinler silsilesine baktığımız zaman, eğitimle ilgili diğer tüm alanlardaki yönetim mekanizmalarına baktığımız zaman Y kuşağın talepleri ile ilgili en ufak bir ayrıntıya rastlamak mümkün değil.Aksine, bu kuşak ile çatışacak tüm unsurları günlük yaşam içerisinde kullanmak üzere olduğu bir anlayışın hüküm sürdüğü ortadır.Bu kuşak, disiplini zihinsel bir değer olarak algılıyor. Mevcut toplumsal yapı ise disiplini tartışılması imkansız, neredeyse kutsanmış kurallar ritüelleri olarak algılıyor. Ortaya çıkan dayatma, tüm özgüvenin, özerk ve özgür yaşam isteklerinin yok edilmesine neden olmaktadır. Birey olma isteği, devlet ve mahalle beklentileri üzerine kurgulanmış, “hayırlı evlat” kisvesine geçişi tetikleyen dayatmalar içinde heba edilmektedir.Dünya ile rekabet edecek en donanımlı nesli, baskı altına alarak kendi yetersizliklerine uygun hale getirmeye çalışan sistem, bunu başaramadığından dolayı, “kayıp nesil” yerine “kaçan nesil”e sahip olmaktadır.Spora bakın…Saha kenarında ve tribünde alaylı tespihli abi (çoğu anaokulu terk), ve sahanın ortasında Y Kuşağı… Çelişkiye bakar mısınız? Bu manzaranın detayında ise yaş olarak değil ama düşünce olarak yüz yıl fark var. Toplumsal kurgudaki reaksiyon, yüz yıllık farkı maalesef tespihli abinin lehine çevirerek kapatılması imkânsız hale getirmektedir.Ve altyapılarda sporcu yetişmiyormuş? Bırakın sporcu yetişmesini, bu tespihlilerin yanında canlı türünün hayatta kalmasına şükretmek lazım.Tüm spor alanındaki yönetici ve sorumlu birimlere Y Kuşağı tanımını sormanın anlamsızlığı, onların 29 harfi tanımlamayla ile ilgili cümle kurma sıkıntısının yanında devede kulak kalır. Bir de bunlardan maç analizi veya yorumlar isteniyor! İnanılmaz bir özgüven!O yüzden, maç sonrası maç analizi yapmayıp (gerçek anlamda), hakemeleri ağır eleştiren veya küfür eden Twitter’da 5 bin beğeni ve bin retweet alıyor.Bir ülkede 70 bin öğrenci hapiste olur mu? Ve bunların çoğu tutuklu, hükümlü değil. Bunu nasıl izah edebiliriz bilemiyorum? Hangi gelecekten, hangi bilimsellikten ve insanlık erdemlerinden bahsedebiliriz? Bu nasıl bir travmadır?Y Kuşağı’na, ancak onları yiyip bitirerek katkı yapabiliriz. Elde avuçta sadece bu var!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir